BİR DİDİM MİLET MASALI

September 5, 2017

Didim ve Apollon yok iken Milet var idi. Didim yarımadasının adı da Milet Yarımadası idi. Milet aynı zamanda İyon koloni merkezlerinden biriydi. Söke  Ovası, Heraklia-Pirene-Milet üçgeninde kocaman bir denizken, Milet’in batısında, şimdiki Batıköy’den batıya doğru uzanan tepeler Lade Adasını oluşturuyordu.

Menderes Nehri o çağlarda Ege Denizi’ne pırıl pırıl tatlı sularıyla beraber pırıl pırıl ala balıklar da taşımaktaydı. Menderes, kışlardan bir kış, bardaktan değil kovalardan boşanırcasına yağan yağmurlarla Ege’ye bulanık, çamurlu seller sular getirdi. Ege buna çok kızdı. Menderes’le Ege arasında asırlar süren bir kavga başladı. Şimdi de ne zaman kovalardan boşanırcasına yağmur yağsa, Menderes taşar bu alan ilkçağdaki gibi, uçsuz bucaksız bir deniz oluverir.

Kavga bununla da kalmadı. Menderes asırlarca taşıdığı topraklarla Bafa ile arasına bir set çekerek Ege’den Bafa’yı çaldı. Ege geri çekilirken öyle yataklar bıraktı ki, Menderes yaralı yılanlar gibi başını bir o yana bir bu yana çalarak Ege’ye ulaşmaya başladı. Şimdilerde Sökelilerin Menderes’i gövdesinden ikiye ayırıp; ayrı ayrı nehirler yapmalarının sebebini bile Ege’den bilenler var. Bafa’nın tuzluluk efsanesini Bafa başlığında okuyacaksınız.

 

 

Milet Amfitiyatroda rölyefler

 

DİDİM ADINA TÜRKÇE BİR EFSANE

 

Yıldırım Beyazıd Han’ın yıldırım gibi at koşturup, düşman kuşatmasını yarıp Niğbolu Kalesi’ndeki Doğan Bey’e, “Bre Doğan, Bre Doğan!” diye seslenip, geceyi  inlettiği demlerde Aydın Reis de Ege Denizi’nin maviliklerinde gemiler koştur— yani yüzdürmekteydi.
Aydın  Reis, bir bahar günü yemyeşil  ormanlarla gelinler gibi süslenen Milet Yarımadası’nı fethetti. Tepede bir gelin duvağı gibi yarımadayı taçlandıran Apollon Tapınağı’nı görünce buraya Türkçe’de ‘gerdek gecesi gelinin giydiği taç’ anlamına gelen ‘Didim’ adını verdi. Burada ‘Didim’ kelimesinin, Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lügati’t Türk adlı ilk Türkçe sözlüğünün 397. sayfasında yer aldığı üzere ‘gerdek gecesi gelinin giydiği taç’ anlamına geldiğini efsaneleştirerek anlatmaya çalışıyorum. Didim’in adının ‘Didymaion’ (Apollon ile Artemis’in ikiz oluşu) isminden geldiği ne kadar tutarlı ise, bu iddia da o kadar tutarlıdır. Kaldı ki, batılı tarihçi Sir Charles Newton bizim görüşümüzü tamı tamına desteklemektedir: “Didyma adı Yunanca’dan değil, Anadolu dillerinden kaynaklanır. Tıpkı Karia’daki Idyma, Lykia’daki Sidyma gibi. Sözcüğün bir rastlantıyla, Yunancada ‘ikizler’ anlamına gelen Didymi sözcüğüne benzemesi, Apollon ve ikiz kız kardeşi Artemis ile ilintili olduğu sanısını uyandırmıştır. Bu yüzden antik yazarlardan kimisi Didymi formunu benimsemiştir. Gerçi Didyma’da Artemis’in de bir tapınağı ve kültü vardır, ama Apollon’unki ile karşılaştırıldığında pek önem taşımaz.” Kaynaklar: Eskiçağda Ege Bölgesi, George E. BEAN (didimli.com).
Ayrıca tarihinin bir tutamdan daha da fazla efsane içerdiği herkesin malumudur. İlkçağ Yunan tarihi efsanelerle doludur. Ben de efsanelerde mantık aramıyorum. Ama bu Yunan efsaneleri bana çok yavan ve şiirsellikten uzak geliyor. “Heredotos mythleri olduğu gibi kabul etmekle beraber yine de onları akıl ile algılanabilecek duruma getirme  yönündedir.” Ayşen Eti-Sinan, Herodotos, Strabon ve Pausanias’ta  Geçen İyonya Kent- Devletleri, A.Ü. Sosyal Bil. Enst. Yük. Lis. Tezi,

 

MİLET VE ÇEVRESİ TARİHİNDE BİR GEZİNTİ

 

Milet ve çevresi hakkındaki yazılı tarihi kaynaklar hayli fazladır. Bu kaynaklardan hareketle çıkarılacak bir özet bile ana konusu ‘zeytincilik’ olan bu kitapta zeytincilikten birkaç kat fazla yer işgal eder.
Bu yüzden biz sadece tarihi ana hatlarıyla özetlemeye çalışacağız. Bu kadarı bile uzun bir bölüm olacaktır. Günümüzde markaların ‘öyküsü’, ‘kalitesi’ ile yarışır olduğundan Milet tarihini (dolayısıyla Didim tarihini), yani ‘öyküsünü’ bu kitapta uzun tutmak yadırganmamalıdır. Zira Milet/Didim zeytinciliği ‘markalaşma’ noktasında her gün biraz daha iddia sahibi olmaktadır.

 

TALES’İN İŞLİKLERİ DİDİM’DE ZEYTİNCİLİĞİN TARİHİ

 

Son yüzyıllara kadar Didim’in tarihinin Milet/Balat tarihinden ibaret olduğunu bir kere daha hatırlayarak bu başlığı değerlendirelim. Tales’in Miletoslu olduğu, zeytin işlikleri kiraladığı tartışma götürmediğine göre, Milet’in bilinebilen zeytincilik tarihini Tales’ten başlatmak zorundayız.
Miletoslu Tales, matematik ve felsefenin yanında astronomi de biliyormuş. O zamanlar da astronomi gibi bazı bilimler ve bu konuda emek harcayan bilim adamları fazla ciddiye alınmamış: Tales’e bile, “Felsefe, astronomi karın mı doyururmuş? Siz bilim adamları hep boş işlerle uğraşıyorsunuz,” demişler.
Tales de aksini isbat etmek için, ama sadece bunun için, sonraki yedi yılın hava tahmininde bulunmuş veya hesaplamış. Yağış ve kuraklık hesabına göre yedi yıllığına bütün zeytin işliklerini kiralamış. Hayli para kazanmış. Sonra bu paraları bilgece bir tutumla fakirlere dağıtmış. Bir Ferrari’si olsa onu da satacakmış, ama o çağlarda Ferrariler henüz icat edilmemişmiş— Aklımızda olsun.)
Kutsal kitaplara ve peygamberler tarihine göre, yeryüzü yaratıldığından beri binlerce peygamber gönderilmiş. Tales’in meteorolojik tahmini Yusuf  Peygamberin rüya yorumuna ne kadar da benziyor değil mi? (Kimbilir belki Tales’in de bir Züleyha’sı vardı.)

 

TALES’İN MUSA’YA BENZEMESİ

 

İlle de Tales’i peygamber ilân etmek gibi bir derdimiz yok, ama bu bizim Tales’te bir peygamber damarı olduğu kesin. Yukarıda iklim tahminiyle nasıl Yusuf’a benzemişse, aşağıdaki buluşu da tıpkı Musa’nın Kızıldeniz’i geçmesi gibi bir mucize:

“Khroisos, Halys kıyılarına vardığı zaman askerlerini geçirecek köprü yoktu. …Ona ırmağı aşmanın çaresini Miletoslu Thales göstermiştir. O sırada onun konak yerinde bulunan Thales, ırmağı ordunun sol yakasında görüyordu ve onu sağ yakadan da akıttırdı. Konak yerinin üst yönüne doğru, yarımay biçiminde derin bir hendek kazdırttı, eski yatağından sapan ırmak konak yerinin ters yönünden giderek çevresini dolandıktan sonra gene ilk yatağına dönmeye başladı…” Heredot, Ayşen Eti Sinan; Heradotos, Strabon ve Pausanias’ta Geçen İyonya Kent Devletleri, A.Ü. Sosyal Bil.Ent.Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1994, sf: 95.

 

Milet Tiyatrosu Greko-Romen tarzında

 

TALES’İN İŞLİKLERİ

Tales’in kiraladığı işlikler nasıl işliklerdi acaba? Urla’daki Klazomania gibi bir bina, yani yapı içinde entegre işlikler miydiler? Yoksa Milet Yarımadası’nda hemen her yerden ‘fışkıran’ bu kitapta veya başka yerlerde onlarcasının fotoğraflarını göreceğiniz, iki-üç metre çapında, iki-üç ton ağırlığında taşlardan oyulmuş, yontulmuş zemini üzerinde dönen silindir taşlarından imâl edilmiş küçük, basit işlikler miydi? Öyle olmalılar. Mesela Evliya Çelebi bu ‘zeytin değirmenlerinden’ yüzlercesini Urla’da görmüş: “Zira bu şehr içre kâmil yetmiş aded sabun kârhanesi vardır. Ve iki yüz kırk zeytun yağı değirmenleri vardır.” (Artun Ünsal, Ölmez Ağacın Peşinde, İstanbul, Mart, 2012, sf:50) Bölgemizin hemen her yeri zeytin yağı işlikleriyle doludur. Didim’de nerede bir temel kazılsa, oradan ortası çukur, yağ akması için yanına bir oluk yeri bırakılmış, iki metre çapında oyulmuş taşlar fışkırmaktadır. Çoğu yerde yukarda arz edildiği çapta ve ağırlıkta taşınabilecek haldeyken, Kırıkiçi’nde kayalıklara oyulmuş olanlarına rastlanmaktadır. ‘Fışkırma’ ibaresini abartılı bulanların Altınkum’da Meryem Ana Oteli karşısındaki halı sahanın yanında duran işliği Selçuk Özsoy Lisesi üstündeki Doğu-Batı istikametindeki caddenin kenarında, çöplüklerin içinde kırık vaziyetteki işliği (bu işliğin fotoğrafını çekmeye giderken aynı caddede batıya doğru uzanan yolun üstündeki işliği tesadüfen gördüm) ve yine Pamukkale Sitesi’nin doğusunda, sahildeki işliği hasılı her temelden sonra çıkabilecek işlikleri görmelerini ve kanaat getirmelerini öneririm. Bunlar bu kitabı yazmadan önceki son altı ayda küçük araştırmalarla ve tesadüflerle benim bulabildiklerim. İşliklere ilgimi duyan Didimliler de bana gördükleri işlik yerlerini tarif etmeye başladılar. Bu tariflerden biriyle Apollon Tapınağı-İmbat yolundaki işliği buldum ve fotoğrafladım. Akyeniköy’deki 12.000 dönümlük Yeşil Kuşak dağıtım arazilerinin içindeki işlik zeytinliklerin tarihi mührü sanki. Günümüze kadar ulaşan ve çevre köylerde halen yağ üretiminde kullanılan işlikler, eskileriyle aynı şekilde olup, sadece çanak biraz daha derindir. Zeytini ezen silindir taşları ise, koşulan eşekler döndürmektedir.  Zeytinyağı üretiminin tarihi seyrini en iyi anlatan belki de Türkiye’deki en zengin ‘Zeytinyağı Müzesi’ Kuşadası’ndaki Değirmen tesislerindedir. Büyük masraflar ve çabalarla kurulan müze ülkemiz zeytincilik tarihinin yüz akıdır. Böylece şunu anlıyoruz ki, Didim’de zeytincilik kadimdir. Bizim, “Miletli hemşerimiz Tales’in zeytinlerini yeniden aşılıyoruz ve imar ediyoruz,” iddiamız temelsiz değildir. Demek ki, bir zamanlar Milet Yarımadası’nda sayısız zeytin bahçeleri ve bu bahçe sahiplerinin elde edilen zeytinleri sıkıp yağa dönüştürdüğü işlikler varmış. Bizden önce Didim’deki işlikleri bulup haritalandıran Milet Müzesi Müdiresi Arkeolog Hasibe Akat Hanımın yukarıda bizim tespit ettiklerimiz dışında, “Didim’de büyük çiftliklerde daha da gelişmiş işliklerin olabileceğini ve yapılacak kazılarla bunların gün yüzüne çıkabileceğini,” belirtmesi  önemlidir (Hasibe Akat, Milet Müzesi Yıllığı, Yıl: 2000, Sayı: 4  sf: 70).

 

Evliya Çelebi’nin Urla’da gördüğü ve anlattığı ‘zeytin değirmenleri’ de bizim işliklerden olmalı. Bu  konuyu bitirirken Artun Ünsal’ın ‘Ölmez Ağacın Peşinde’ isimli kitabında bizim işliklerden birinin fotoğrafına rastladım. Fotoğraf bizim işliklerin fotoğrafı, ama altında ‘Tunus’ta Romalılardan kalma yağhane kalıntısı’ yazıyor (Artun Ünsal, Ölmez Ağacın Peşinde, YKY, İstanbul, 2000, sf: 27)

 

‘Aydın Vilayet Salnamesi’nde Balat’ta da 44 adet değirmenin varlığı kayıtlı, ama bunların içinde ‘zeytin değirmeni’ var mıydı
bilemiyoruz: “Otuz beş adedi su, dokuzu yel değirmenidir.” ( İ. Cavid, Aydın Vilayet Salnamesi, R.1307-H.1308, Türk Tarik Kurumu, Ankara, 2010, sf: 678)
Sayısını bilemesek de, 16. yüzyılda Balat’ta yağhanelerin varlığı kayıtlara geçmiş:
“Balat Yağhanesi’nden birçok vakfa yağ tahsisi sebebiyle haberdarız. Bu yağhane, XVI. yüzyılda daha az çalışır durumda olmalıdır.” (Tuncer Baykara, Balat Şehri Yapıları-XVI. Yüzyıl Sonlarında, sf: 8)

Böylece Didim Zeytinciliği’nin ‘kadim’ olduğu kanaati doğrulanmış oluyor. Didim’de, Tuzlakırı’nda denizden elde edilen tuzlarla yakın zamanlara kadar salamura yapılmaktaydı.

Deniz suyuyla salamura yapma geleneğini sürdürenler şimdi de mevcuttur. Hatta Bafa Gölü’ne çuvallarla zeytinlerin batırılıp salamura edildiğini hâlen yaşayan zeytinciler uzun uzun anlatmaktadırlar. Bu meyanda kitabın Bafa bölümündeki Bafa’nın Tuzluluk Efsanesi’nden de anlaşılacağı üzere, dünyada belki de ilk olarak deniz suyuyla zeytin tatlandırma Herakliyalılar/Akyeniköylüler tarafından yapılmıştır denebilir. Şimdilik bu kadar tarih yeter diyelim.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Featured Posts

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Recent Posts

December 26, 2018

September 7, 2017

September 7, 2017

September 5, 2017

Please reload

Search By Tags
Please reload

Follow Us
  • Facebook Reflection
  • Twitter Reflection
  • Google+ Reflection
Zeytinseli Zeytincilik Hayvancılık Gıda Tarım İnşaat Turizm İthalat ve İhracat Limited Şirketi
 
Adres:
Akköy Mah. Mezarlık Boğazı Mevkii No:18 Akköy-Balat Yolu Üzeri Didim/AYDIN
Telefon:
0 505 284 02 88          0 256 875 55 26 
Müşteri Hizmetleri
Kurumsal
Ürünlerimiz
LİKYA ORGANİK SERTİFİKA NO: TR-OT-31.15.0662-2019                                                                                                    LİKYA ORGANİK SERTİFİKA NO: TR-OT-31.15.0662-2019-01